Ben şahsen, Allah'a karşı vefa hissi, samimiyet ve ihlasla yapılmayan bir işin semereli olacağına inanmıyorum.Ben şahsen, Allah'a karşı vefa hissi, samimiyet ve ihlasla yapılmayan bir işin semereli olacağına inanmıyorum. Aksine, vefa, samimiyet ve ihlasla gerçekleştirilebilecek hayırlı amellerin, dünyadaki ordularla elde edilemeyeceğine bütün ruh u canımla kat'iyen iman ediyorum. Aslında ben, bu ve buna benzer sözleri 15-20 seneden beri, -tabii.. İmam Gazalî'den Bediüzzaman'a pek çok İslâm büyüğü ve İslâm dâhilerini takliden- bu işin hakikatini bütün derinliği ile vicdanımda tam duymadan söylemiş olabilirim, ama, şimdilerde bunu vicdanımda daha net, daha açık görüyor ve bu hakikate bundan önceki yıllara nispeten çok daha fazla inanıyorum.
Evet Allah'a karşı vefa hissinin canlı tutulması ile elde edilecek zaferler, ordularla elde edilebilecek zaferleri -inanın- kat kat aşar. Meselâ; şimdilerde mazhar olduğumuz lütuf ve ihsanların, elde edilmesi için Fatih başta, sağ cenahta Ulubatlı Hasan, sol cenahta Hızır Çelebi İstanbul'un fethine yürüyen o büyük fetih ordusu ile dahi, elde edilemeyecek kadar zor ve önemli olduğuna inanıyorum. Öyleyse misyonun böylesine öneminden dolayıdır ki, sık sık vicdanlar kontrol edilmeli, Allah ile olan ahd ü peymanlar gözden geçirilmeli, Ulûhiyet, Ma'budiyet ve abdiyet konuları tekrar tekrar ele alınmalıdır. Eğer biz kul isek -ki kuluz- lütfedilen bütün bu ihsanları, boynumuza geçirilen bir tasma veya ayağımıza geçirilen bir pranga gibi görmeliyiz. Bu ve buna benzer mülâhazalarla biz gerçek ubudiyeti sergileyebilirsek, bunun karşılığında Rabbim de rahmetini sağanak sağanak üzerimize yağdırmaya devam edecektir.
Evet, Üstad Hazretlerinin 17. Söz'de dediği gibi Yalnız Bir'i bil, yalnız Bir'i gör, yalnız Bir'i tanı.' düşüncesi bizim bütün davranışlarımızın esası olmalıdır. Yani insanlarla oturup kalkma, onları sevme veya nefret etme... sadece O'ndan ötürü bulunmalıdır. Bu açıdan şimdilerde içte ve dışta çok ses getiren eğitim, kültür faaliyetleri, milletimiz ve hatta topyekün insanlık adına yapılan hizmetler bizim nazarımızda bir hiç olmalıdır. Zaten 'O'nu bulan neyi kaybetmiş ve O'nu kaybeden neyi bulmuştur ki?' demiyor mu Ataullahi İskenderânî. O hâlde boşa olta atmamalı, boşa zıpkın salmamalı. Her şeyde sadece O'nun rızası gözetilerek hareket edilmeli ve Allah'a tâlip olmanın ötesinde bütün düşüncelere elden geldiğince kapalı kalınmalıdır.
Her zaman çevremizde açılıp kapanan çiçeklere bakıp bayılıyorum ben. Çünkü onlar sürekli güneşi takip ediyorlar. Açılıp kapanmalarını ona göre ayarlıyorlar. İşte onların bu halleri, kulluk dersi adına bana çok önemli geliyor. O'nun rızasının olduğu yerlerde var, aksi takdirde yok. Ne kadar güzel! İşte bizim varlığımızın en anlamlı buudu da bu Rabbimizle olan irtibatımızı kavî tutup gerisine karışmama.
Öte yandan Rabbimizin şu icraatına bakın ki, boyumuza-posumuza bakmadan, gerçek kadr ü kıymetimizi nazara almadan tenezzülen konuşmalarını bizim anlayabileceğimiz seviyede yapmış ve yapıyor.. ve yine tenezzülen,
'Sığmam dedi Hak arz u semaya,
Kenzen bilindi dil madeninden.'
beytinin ifade ettiği gibi, insan kalbine tecelli dalga boyunda inmiş ve 'Gör beni burada' demiş. Dolayısıyla insan hüşyar bir anlayış ve idrakle azıcık kendi kalbine dönüverse, tasvir, tasavvur ve tahayyüllerin çok çok üstünde, keyfiyetsiz, kemmiyetsiz veraların veraların veraların.... verasında O'nu ter ü taze bulabilir. Zaten böyle bir bulma da her zaman insanın gayesi olmalıdır.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin