Büyüklük

Fasıldan Fasıla Serisi Fasıldan Fasıla-2 Necip Fazıl Kısakürek...

Necip Fazıl Kısakürek...

Necip Fazıl meâlen, Hakkında fazla beklentiye girilmemesini, bazı kimseleri; Allah (celle celâluhu), toprağın kuvve-i inbatiyesini artırmak için yaratmış olabilir dediğini hatırlıyorum Kendisini çok severim. Söz söylemede, eşi menendi yok.. onun kalemi sözü, sözü de kalemi kadar güzeldi. Ancak bu çok kıymetli insan, yaşadığı dönem itibariyle, cemaatini bulamamış ve hep kendisine sahip çıkan dar bir çerçeve içinde kalmıştı. Onun fikirlerini hayata geçirecek, ona maddî ve manevî destek verecek imkân sahibi insan, hemen hemen yok gibiydi. Tabii konferanslarında salonları dolduran ve onu ölesiye alkışlayan kalabalıklar eksik değildi. Ve çok defa da onun vermek istediği rûhdan ziyade, avamî düşüncelere hoş gelen sözlerini alkışlarlardı. Meselâ, bir konferansında Kabakçı Mustafa, Mustafa Reşid, Âlemdar Mustafa.. ve daha ne Mustafalar ne Mustafalar' der demez -millet ne anladıysa- salon alkış tufanına boğulmuştu. Ama bilmem ki bu ne ifade ederdi? Oysa ki, böyle şeyleri dinleme, alkışlama.. bir şey olsa da her şey değil.

Necip Fazıl kendi yeterliliğine inanmış bir insandı. Bazıları bunu psikiyatrik bir mevzu olarak değerlendirmek istese ve bir boşluk olarak görse de Üstad kendi yeterliliğine inanmıştı. Bazı insanlar vardır ki, çok şey keşfetmenin, çok şeye vâkıf olmanın yanıbaşında kendilerini de keşfetmişlerdir. Necip Fazıl merhum bunlardan biriydi. Evet o, kendinin şuurunda ve idrakindeydi. O bazen takdir edilecek şeyler ortaya koyduğunda, takdir etmeyen insanları kadirnâşinas bulduğu da olurdu. Bu, -haşa- onun riya'ya, süm'a'ya, ucb'a açık bir insan olduğunu göstermez. Meselâ, Kırklareli'nde 'Hâlimiz, Yolumuz, Çaremiz' isimli bir konferans vermişti. Onun çok yakınlarından sayılan, ismini veremeyeceğim bir arkadaş, konferanstan sonra 'Üstadım bugün çok pasiftiniz' dedi. Üstad birden âdetâ bir siren gibi ses verdi. 'Hayır ben pasif değildim. Bu adamlarda iş yok.' Aslında Üstad doğru söylüyordu. Bazı beldeler o dönemde Necip Fazıl'ı anlayacak seviyede değildir.

Necip Fazıl, Nur talebesi olmamakla beraber, Nur talebeleri kadar ve hususî plânda bazı Nur talebelerinden daha fazla din-i mübin-i İslâm'a hizmet etmiştir. Sadece o mu? Hayır. Büyük Doğu'nun yanıbaşında Sırat-ı Müstakim'i, Sebilürreşad'ı, Hür Adam'ı çıkaran kimseler de o kadar hizmet etmişlerdir.

Evet, Allah'a inanarak O'nun dinine hizmet çok önemlidir. Amellerimizde kusur olabilir. Biz Allah'ın rahmetinin gazabına sebkat ettiğine inanan insanlar olarak, kusurlu amellerinin affını taleb eder ve onların hepsini rahmetle anarız.

Kırklareli'ndeki o konferansta -hiç unutmam- halkın duyarsızlığı, anlayışsızlığı karşısında, merhum Erzurum'u anlatma lüzumu duymuştu. Onun ilk konferansı 'İman ve Aksiyon' adıyla Erzurum'da olmuştu. 'Ben, Türkiye'de yaşlısının da genç olduğu bir yer gördüm: ERZURUM. -Ellerini kenetleyerek- Böyle dolu bir salon. Ayaklarımı birbirine değdireyim dedim. Birisi canının yandığını söyledi. Bir de ne göreyim? Meğer masanın altına bile girmişler...' dediğini çok iyi hatırlarım.

Necip Fazıl, Nur talebesi değil ama Nur'ları takdir ederdi. Bir keresinde bana 'Bırakın şu Risale-i Nur'u sadeleştireyim. Bediüzzaman, Sultan Ahmed'in mimarı gibi bir insan. Köprünün altında, dubada yaşayan ne anlar onu.' Evet, cevâhir kadrini cevherfüruşân olmayan bilmez. Zaten bu denli hak yolunda olan bir insanın, haknâşinas olması da düşünülemez.

Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin

Sitenizde bu yazıya link vermek için aşağıdaki metni kopyalayıp, sitenizde yazı gövdesine yapıştırın.



Önizleme:




Bu sayfayı ekle
Digg! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Twitter!



Bu kategorideki eskiler: