Ruh, Âlem-i Emir'den Gelen Şuurlu Bir Varlıktır Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Fethullah Gülen   
17.05.2006

Ruh, Âlem-i Emir'den gelen şuurlu bir varlık olup, Âlem-i maddîden değildir. Âlem-i maddî veya Âlem-i Şehadet, gördüğümüz ve şahit olduğumuz şu âlemdir. Bazen ‘Mülk' ve ‘Şehâdet' Âlemi de denir. Allah (cc) bu âlemde öldürür, diriltir; yeni yeni vücutlar yaratır, ibda' ve inşâ eder. Yaratılan bu vücutlar, belli bir şekle bürünür, süslenip tezyin edilirler. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar, bu âlemi teşkil eden canlılardır. Zerreden küreye ve bütün gökyüzü sistemlerine kadar gözle görülüp, elle tutulan ve boşlukta bir yer işgal eden bütün maddî varlıklar, madde âlemi dediğimiz bu âleme dahildirler...

Âlem-i Emir, maddî ölçülere girmeyen ve daha ziyade kanunların hâkim olduğu bir âlemdir. Bu âlemde esas olan, madde değil, manâdır. manâyı kavrama ve yakalama mümkün olmadığı için biz, sadece bu âlemin Mülk ve Halk Âlemi'ne uzanan fonksiyonlarını görür ve ancak bunlarla Âlem-i Emr'i anlamaya çalışırız. Konuyu akla yaklaştırmak bakımından müşahhaslaştırmak icab etmektedir:

Meselâ: Bir tohum veya çekirdeği ele alalım. Maddî âleme ait olan bu tohum, içinde taşıdığı hayat düğümü itibâriyle, Emir Âlemi'yle de alâkalıdır. Zirâ her tohum ve çekirdekte, onun hayatının tespit edildiği merkezi ve canlandırma, nemâlandırma ve gelişmeye tâbi tutma kanunu vardır. Tohumdaki bu hayat düğümü çatlar, açılır, rüşeym başını çıkarır; derken filiz haline gelir ve nihayet ağaç olup meyve verir. Bu, ondaki nümüvv kanunu sebebiyledir. Fakat bu kanun, gözle görülüp elle tutulmaz.. sesi de duyulmaz. Sadece biz, bu kanunun hükmettiği vücuda ait o maddî varlığı fizikî gelişmesi içinde safha safha takip ederiz. Yani Âlem-i Halk'a bakan yönünü görüp müşahede eder, Âlem-i Emir'e ait yönünü ise görmeyiz, fakat kabul ederiz; çünkü, maddî sebeplerin böyle bir netice vermesi mümkün değildir. Yoksa, bir toprak zerresinin ve bir parça hava unsurunun, yeryüzündeki bütün bitki çeşitlerini bilip tanıması ve milyonlara baliğ bu çeşitleri ayrı ayrı şekillendirecek makina ve tezgâhlara sahip olması gerekir ki, bu da, bitkiler adedince muhalleri kabul etmek demektir.

Ve yine ana rahmindeki sperm de, tıpkı toprağın bağrındaki tohum gibi yumurtada bulunan "nümüvv kanunu" ile gelişir.

Annenin döl yatağı her ay boşalır, bu bir kanundur. Sonra duvarları, muhtemel misafir sperm için vitamin depoları olarak hazırlanır ki, bu da bir kanundur. Anne rahmine doğru harekete geçen milyonlarca spermden sadece biri, yarışı kazanıp yumurtanın zarından içeri girer ve ardından hemen kapılar sürmelenir. İşte bir kanun daha! Sonra, Kur'ân'da ifâde edildiği gibi, sperm, devreler halinde üç karanlık odada hücre, doku ve organ safhalarını geçirir -bu da bir kanun- ve daha nice rahmet harikalarıyla beslenir. Bütün bunlara embriyolojik kanunlar diyoruz. Ceninin geçirdiği bu safhaları bugün cihazlarla tespit edip izleyebiliyor, fakat bu gelişmelere hükmeden kanunları göremiyoruz...

Aynı şekilde, itme-çekme ve yerçekimi gibi kanunların mevcudiyeti de herkesçe kabûl edilen bir mesele olmakla birlikte, kendilerini görmemiz mümkün değildir. Bizim gördüğümüz, ancak bu kanunların madde âlemine akseden fonksiyonlarıdır.

Ruh da bir kanundur.. ve, verdiğimiz misâllerde açıklamaya çalıştığımız kanunlar cinsindendir. Şu kadar var ki, diğer kanunlarda şuur ve idrak bulunmamasına karşılık, insan ruhu, şuur ve idrak sahibidir.

Allah (cc), ruhu "Kün" emrine ait âlemden göndermiştir. Kur'ân'da, Efendimize (sav) ruh anlatılırken, "Ruh Rabbimin emrindendir, de" (İsra, 17/85) ifâdesi içinde "Rabbî" denilip, "Rabbü'l-âlemîn" denilmemiş olması, onun Halk Âlemi'ne ait olmayıp, Emir Âlemi'ne ait olduğunun delillerindendir.


İlgili Yazılar:

 
< Önceki   Sonraki >