|
Evliyâullah, ilmini Allah'a (cc) havale etmek suretiyle gelecekten haber vermişlerdir. En başta Üstad-ı Küll, Kâinatın Fahri Efendimiz (sav)'in bu türden haberleri çoktur. Evet O, kıyâmete kadar zuhur edecek hâdiseleri bir televizyon ekranında seyrediyor gibi ümmetine bir bir takdim buyurmuştur. Hz. Ali-Hz. Zübeyr Vak'ası (Cemel Savaşı), Hz.Osman'ın şehadeti ve Hz. Fatıma'nın vefatı, haber verdiği hâdiselerden sadece bir kaçıdır.
Bu tür haberlerin bazıları açık ve tevile ihtiyaç duyulmayacak kadar vâzıhdır. Bir kısmının hakikatına ise, ancak Kur'ân'ın müteşabihatı nev'inden te'vil ve tefsirlerle yükselmek mümkün olabilir. Bir diğer kısmı da, ancak ehl-i tahkikin anlayabileceği türdendir. Daha sonra, ehlullahın bunlardan yaptıkları istihraçlar ve bunlara dayanarak vardıkları hüküm ve haberler ise, ya doğrudan Kur'ân'a ve Aleyhissalâtu ve's-selâmın sünneti ve ifâdelerine, ya da Mişkât-ı Nübüvvetin vesâyâsı altında kendi gönüllerine ve ruh dünyâlarına esip gelen ilhamlara dayanmaktadır. Bunların her biri, Efendimizin (sav) ilm-i ledünnîsinden, gönül kabının hacmine göre bir şeyler doldurur ve bu suretlebazı hakikatlara nigehbân olurlar. Evliyâullah, gelecekle ilgili hakikatleri görürken bazen mesafeyi tam ayarlayamadıklarından, neticede tespiti tam yapamazlar. Bazen da hâdiseleri semboller halinde görürler.. Allah, (cc) kendilerini bu türlü hadiselerin yorumuna muttali kılmadığı için te'vil ve tefsirde hataya düşerler. Onlar tefsirle alâkalı bir şey söyler; halbuki murad-ı İlâhî başkadır. Aynen rüyâ tabirlerinde olduğu gibidir bu. Meselâ, rüyânızda bir elma görür ve "Allah (cc) bize lütufta bulunacak, maddî-mânevî tatlılık göreceğiz" der ve öyle tabir edersiniz. Oysa ki, elmanın Misâl Âlemi'nde sembolize ettiği hakikat, heva ve hevesin kuvvetlenmesi de olabilir. Yine, rüyâda bir eve Cebrâil'in (as) girdiği görülür, İlâhî esintiler, yümün ve bereket gelecek diye beklenir; halbuki o, yüce bir ruhun öbür âleme çağrılmasını temsil ve ifâde ediyor da olabilir.. Bu mevzûda verilebilecek misâller pek çoktur. Velîler için de durum böyledir. Gelecek adına aldıkları sembolleri te'vil ederler, fakat te'villeri aynen çıkmayabilir. meseleyi bir çekirdek halinde görür, te'vilini çekirdeğin ağaç haline göre yapar ve yanılırlar. Bu yanılma, peygamberler dışında herkes için vakîdir. Peygamberlerde de benzer bir yanılma vuku' bulacaksa, onu daha önceden Allah (cc) düzeltir. Çünkü peygamberler, ümmetleri için mutlak taklit edilmesi gereken önderlerdir. Eğer hataları hemen düzeltilmezse, bu hatalar bütün bir ümmete sirayet eder. Gözü yaratıp -sınırlı da olsa- tenezzühü için uzanabileceği dünyaları var eden Allah (cc), elbette gözün kumanda edicisi ruha da kendi âlemine has seyahatler yaptıracak ve ona madde ötesine has misâlleri, sembolleri, levhaları ve geleceğe ait sayfaları gösterecektir. Muhyiddin b. Arabî, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan bir asır önce yaşamış olmasına rağmen, Edirne kütüphanesinde bulunan ve Efranî tarafından tercümesi yapılmış olan "Şeceretü'n-Nu'mâniyye" adlı eserinde, Osmanlılar devrinde zuhur edecek pek çok hâdiseyi aynen haber vermiştir. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan ve Şam'la Mısır'ın fethinden Yavuz Selim'in Şam'a girmesiyle kendi kabrinin ortaya çıkarılacağına kadar bir düzine hadiseden rumuzlu bir şekilde bahseder. Yine aynı eserde, Hafız Paşanın dokuz ay muhasara etmesine rağmen Bağdat'ı alamayacağı ve fethin 40 gün içinde Dördüncü Murad'a müyesser olacağı anlatılır. Dünyâya gelmesinden asırlar önce, Sultan Abdülaziz'in katledileceğini haber verir. Muhyiddin b. Arabî, bu eserinde Rus-Japon savaşından söz ettiği gibi, Müslümanların düşmanlarıyla muharebe edeceklerinden ve neticede galip geleceklerinden de bahseder. Türkler hakkında da "Türkler için muzafferiyet ve saadet var" der. Bitlisli Mustafa Müştak Dede, Divan'ında Ankara'nın başşehir olacağını 70 sene evvelinden haber vermişti. Şiirinin mısra sonlarına düşürdüğü harfler, Osmanlıca olarak yan yana dizildiğinde -elif, nun, kaf, rı, he- Ankara'yı gösterdiği gibi, bu hâdisenin savaşlar neticesi gerçekleşeceğini ve Hacı Bayram'dan bahisle de, Ankara'nın başşehir olacağını gayet açık bir şekilde ifâde etmektedir. Mevlânâ, yedi yüz yıl evvel, "çok küçük canlılar görüyorum; ağızları var ve yiyiyorlar" diyerek mikrop veya bakterilere işaret ediyordu. Yine asrımızda bir tefsirci, seneler evvelinden, 1971'de bir muhtırayla ordunun Türk siyasi hayatına vaziyet edeceğini haber verir. Kendisine "Ne zaman?" diye soranlara da cevabı, "12 Mart" olur. Aynı şahsın 1980 hareketini haber verdiği de söylenmektedir. Velîlerin bu ve benzeri gelecekle ilgili ihbarlarını hangi fizikî gerçeklikle ve hangi atom kanunuyla veya nasıl bir göz, ya da beyinle izah edebiliriz? Hayır.! Bu tür hâdiseleri, geleceğe uzanan ruhun Allah'ın (cc) inâyet ve izniyle önceden haber alması dışında başka bir şeyle izah etmek mümkün değildir. Telestezinin bir kolu olarak gelecekten haber verme meselesi, kâhinlerde, medyumlarda ve falla uğraşan kâfir kişilerde dahi görülebilir. Bu mevzûda, dünya matbuatında anlatılan sayılamayacak kadar çok hâdise vardır. Meselâ, Amerikan mecmuaları, Madam Gibson adlı bir kadının yıllarca dünyâ mukadderatına dair pek çok şeyleri önceden haber verdiğini neşrettiler. Bu kadın, Kennedy'nin öldürüleceğini, Hindistan ve Pakistan'ın 1947 yılında ikiye ayrılacağını ve Albay'ın Pakistan'da kalacağını daha bu hadiseler olmadan evvel haber vermişti. Hattâ, Ankara'daki zelzeleden bile bahsetmişti. Kadın velî değil, fakat Hakk'ın izni ölçüsünde gayba ıttılaı var. Bazı ruhlar, bu duruma müsaittir. Bunlar trans haline geçip, kendilerine has şeyler yapar ve söylerler. İster cin, ister şeytanla ve ister habis, ister tayyib bir ruhla olsun, fizik ve madde ötesiyle temas kurar ve haber verirler. Her hakikatı maddede arayan ve hep "tabiat", doğa" deyip duranlar, bugün dedikleriyle beraber çatırdıyor ve maddeleriyle beraber yıkılıp gidiyorlar. Ruh ise, her yerde varlığını koruyor.
İlgili Yazılar:
|