Ana Sayfa
Âlem-i Emir'den Gelen Rûhun Madde Âlemiyle Temas Kurması Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Fethullah Gülen   
17.05.2006

Her makam, belli bir tezahür ister. Âlem-i Emir'den gelen rûhun madde âlemiyle temas kurabilmesi için maddî vasıtalara ihtiyaç vardır; çünkü, eşya ve hâdiselerle temas kurmada sadece ruh kâfi değildir. Bedenin tek başına Misâl Âlemi'yle temas kurmuş mümkün olmadığı gibi, içinde yaşadığımız sebepler âleminde de ruh el, kol, kulak, dil, göz, ayak gibi maddî sebeplere muhtaçtır.. ve, Şehadet Âlemi'ne uzanan bu uzuvlar vasıtasıyla eşya ve hâdiselerle münasebete geçer.

Ruh, merkezî bir santral görevi yaptığından, bu uzuvlardan herhangi birinde meydana gelen bir arıza sonucu, o uzva ait fiş, rûhun ilgili pirizine sokulamadığı takdirde, arada temas mümkün olmayacağından ruh, dışa uzanan o uzvunu çalıştıramaz. Meselâ, kendisiyle beynin sağ tarafına kumanda ettiği fiş çıkmışsa, o noktada ruhun teması kopmuş olacağı için felç hâdisesi meydana gelir ve artık ruh, o bölgeye hükmedemez. Haliyle, beynin yapacağı hiç bir şey yoktur.

Beynin üzerinde yapılan çalışmalar neticesinde bir takım bölgelerin uyarılmasıyla parmak ve ellerde bazı kaba hareketler hasıl edilmişse de bunlar, bir düğmeyi bile ilikleyemeyecek kadar kaba ve şuursuz hareketler olmaktan öteye geçmemektedir. Bu, aynen piyanonun düğmelerine dokunup, notasız, manâsız ve karışık sesler çıkarmak gibidir. Bu sebeple beyin, piyano misâli kendisini manâlı ve bir gayeye yönelik olarak harekete geçirecek irâdeli ve şuurlu bir varlığa, yani ruha muhtaçtır.

Esasen, gözleri gördüren de beyin değil, ruhtur; beyin sadece bir vasıtadır. Gözler kapalıyken rüyâda nasıl gördüğümüzü anlattık. Rüyâ dışında kapalı gözlerle nasıl görülebildiğine de bir kaç misâl verelim: Misâlimiz yine Rusya'dan, yani madde ötesi her şeyi inkâr eden kaba bir dünyâdan olsun. ‘Rusya'da Tanrı'ya Dönüş' adlı kitapta anlatıldığına göre, 1962 yılında, Nizhni Tagil şehrinde doktorlar Rosa isminde bir kızın gözlerini bağlayarak deneyler yapmışlar ve kızın, parmak uçlarıyla görüp, renkleri ayırdığını ve yazıları okuduğunu müşahede etmişlerdir.

İtalya'da Pesavo hastanesi müdürü Prof. Lambrozo, kendi yazdığı kitapta naklediyor: "14 yaşında bir kız hastam vardı; sinir nöbetleri geldiği zaman ne gözü görüyor, ne de burnu koku alıyordu. Bunların yerine, burnunun ucu ve sol kulak memesiyle görüyor, mektupları okuyor, ayak topuklarıyla da kokuları rahatça alabiliyordu."

Bir arkadaşımız, "29.1.1989 günü Alman televizyonu ARD'nin birinci kanalında neşredilen bir medyumun gösterisine şahit oldum" diyor ve şunları anlatıyor: "Son derece büyük bir salon ve müzeyyen masalarda sosyeteden insanlar. Sahnede, gözü siyah bir bant ile bağlanmış bir kadın ve yardımcısı bir erkek; ikisinin elinde de mikrofon var. Medyum bir sandalyeye oturmuş; yardımcısı ise salonda masalar arasında dolaşıp herkesin yanına varıyor ve üzerlerinde bulunan eşyayı, masadaki yiyecekleri ve daha başka şeyleri mikrofonla onlara soruyor; medyûm da, uzakta bulunmasına ve gözleri bağlı olmasına rağmen, sorulanların cevaplarını en ince teferruatına kadar târif ediyordu. Meselâ adam, salonun öbür ucunda bir masanın başına geçip, "Bu masada ne var?" diyor ve kadın, başlıyor saymaya: "Kırmızı, burmalı kristal bir tabak içinde bir mum... Yanında şöyle şöyle bir tabak ve içinde şu yiyecek; sonra şu, sonra şu.." Yardımcısı, bir izleyicinin elindeki anahtarı alıp "Bu ne?" diye soruyor; medyum, belirttiğimiz gibi gözleri bağlı ve arada en az 100-150 metre var; "Bir Wolkswagen anahtarı" diyor. Hayret, bu kadar mesafeden hem de küçük bir anahtarı, ne anahtarı olduğunu bilecek kadar görebiliyor. Adam, eline küçük bir el çantası alıyor, arkası da kadına dönük ve uzakta. Soruyor, "Bu ne?" "Üzerinde dört pırlanta bulunan, siyah renkli ve içinde şu şu malzemeler olan bir çanta" diye cevap alıyor; çantayı açtıklarında, gerçekten aynı şeyler görülüyor."

Evet, göz kapalıyken gören ne? Ruh, beyin sistemiyle birlikte diğer bütün organların baş idarecisidir. Ancak idâreciliğini yürütebilmesi için, bu âlemde geçerli olan sebeplere ve uzuvlara ihtiyacı var; ancak bu ihtiyaç da sebepler dairesi içinde ve belli ölçüdedir. Diyelim ki göz, ona bu Şehâdet Âlemi'ni seyrettiren bir pencere vazifesi görüyor; o kapansa bile insan, yine aynı vazifeyi görebilecek başka pencereler bulabilir. Bu, medyum ve yogilerdeki gibi, ya çalışmak ve cesede rağmen ruhun inkişafıyla kesbî olur; ya da Allah'ın (cc) dilediği, istediği ruha bu kabiliyeti lûtfetmesiyle...


İlgili Yazılar:

 
< Önceki   Sonraki >